Bilimde Hayal Gücü Ve Meslek Ahlakı Şarttır
Bilimde Hayal Gücü Ve Meslek Ahlakı Şarttır
‘Bilim, Akıl ve Geleceğin Dünyası’ konulu söyleşiyle SUBÜ Konuşmaları’nın 131’inci konuşmacısı olan İMÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zekai Şen, “Bilimde hayal gücü yani tahayyül şarttır.
‘Bilim, Akıl ve Geleceğin Dünyası’ konulu söyleşiyle SUBÜ Konuşmaları’nın 131’inci konuşmacısı olan İMÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zekai Şen, “Bilimde hayal gücü yani tahayyül şarttır.
Cabir bin Hayyan, atomun parçalanabileceğini ancak parçalandığında Bağdat gibi bir şehri yok edebileceğini söyleyerek etik ve insani bir sorumluluk vurgusu yapmıştır” dedi.
Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi (SUBÜ) tarafından düzenlenen SUBÜ Konuşmaları’nın 131’inci konuşmacısı, ‘Bilim, Akıl ve Geleceğin Dünyası’ başlıklı söyleşiyle İstanbul Medipol Üniversitesi (İMÜ) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zekai Şen oldu. Üniversitenin YouTube kanalı SUBÜ Haber’den canlı yayınlanan söyleşinin moderatörlüğünü SUBÜ Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP) Koordinatörü Prof. Dr. Halil Arslan üstlendi. Söyleşide yapay zekâ, bilimde doğru soru sorma, bilim ve teknolojide etik ve sorumluluk gibi konular üzerine konuşuldu.
Genç nesiller yetiştirmek daha önemli
Bilime olan merakının İngiltere'deki doktora eğitimi sırasında arttığını belirten Prof. Dr. Zekai Şen, “Babam mermer işçisiydi ve benim mermer işlerini tamamlayacak bir inşaat mühendisi olmamı çok isterdi. 1966 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’ni kazandım ve 1971’de mezun oldum.
Yurt dışı doktora bursunu kazanarak Londra’daki Imperial College’a gittim. İngiltere’de kütüphanelerde vakit geçirdikçe bilime olan merakım tutkuya dönüştü.
Bana kaç tane makalem olduğunu sorduklarında bundan pek hoşlanmam. ‘Kaç tane genç yetiştirdiniz?’ diye sorarsanız daha mutlu olurum. Suudi Arabistan’da 11 yıl boyunca temel bilimsel çalışmalarımın kökenini attım ve birçok öğrenci yetiştirdim. Yazdığım eserlerde tek gayem vatanımın adının geçmesidir” dedi.
Özgün düşünceleri yapay zekâ ile paylaşmayın
Yapay zekâdan edinilen hazır bilgilerin temel bilimlerin yerini tutamayacağını vurgulayan Şen, “Bugün yapay zekâ çağındayız. Önümüze internetten ve yapay zekâdan hazır bilgiler geliyor. Ancak hazır bilgi edinmek, onun mantığını ve felsefi arka planını kavradığımız anlamına gelmez. Matematik, fizik ve kimya lise çağında tam anlamıyla kavratılmalıdır.
Bilimsel düşüncenin ve yazılımların temelinde mantık yatar. Yapay zekâ bir ağacın önümüze sunduğu tatlı meyveler gibidir ancak o ağacın gövdesi, dalları ve kökleri vardır. Orijinal bir fikriniz veya projeniz varsa sakın yapay zekâya sormayın. Çünkü o platformlarda ciddi bir bilgi sömürüsü vardır. Özgün fikirleriniz başkalarına mal edilebilir. Genel bilgiler için faydalanın ancak özgün düşüncelerinizi orada paylaşmayın” ifadelerini kullandı.
Bilim mutlak ve değişmez değildir
Bilimsel bilginin şüphe ve akıl süzgecinden geçirilmesi gerektiğini belirten Şen, “İnsanoğlunun üç temel boyutu vardır; beden, akıl ve ruh. Bu üç yapı bir sacayağı gibi dengede olmalıdır. Bilimsel bilgiyi önce akılla değerlendiririz.
Peygamber Efendimizin bir hadis-i şerifinde ‘Men lâ akle lehû lâ dîne leh’ yani ‘aklı olmayanın dini olmaz’ buyurulmaktadır. Din ve inanç konularında teslimiyet vardır ancak bilimsel bilgiye her zaman şüpheci gözle bakmak gerekir. Karl Popper’ın belirttiği gibi bir sonucun bilimsel olabilmesi için mutlaka yanlışlanabilir olması gerekir. Bilim, belirli kabuller ve basitleştirmeler üzerinden hareket ettiği için mutlak ve değişmez değildir” dedi.
Bilimde hayal gücü ve etik
Bilimsel üretimde hayal gücünün ve meslek ahlakının önemine değinen Şen, “Günümüzde etik kelimesinin Türkçedeki tam karşılığı iş ahlakı veya meslek ahlakıdır. Bilimde hayal gücü yani tahayyül şarttır.
Antik Çağ'da Demokritos maddelerin bölünerek atoma ulaşacağını hayal etmiştir. Ondan 800 yıl sonra yaşayan Müslüman bilgin Cabir bin Hayyan ise atomun parçalanabileceğini ancak parçalandığında Bağdat gibi bir şehri yok edebileceğini söyleyerek etik ve insani bir sorumluluk vurgusu yapmıştır. Yunus Emre’nin ‘İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendini bilmezsin ya bu nice okumaktır’ sözleri de bu açıdan önemlidir” ifadelerini kullandı.
Sormak öğrenmeyi geliştirir
Eğitimde soru sormanın hem öğrenciler hem de akademisyenler için önemli katkılar sağladığını belirten Şen, “Bir sınıfta hoca soru sordurmuyorsa orada zihinler körelir. Fatih Sultan Mehmet döneminde medreselere çok yatırım yapıldığında ‘Bu kadar kaynağa rağmen az bilim insanı çıkıyor’ denildiğinde Fatih, yüzde bir bile çıksa bu millete yeter cevabını vermiştir. Hz. Ali’nin belirttiği üzere soru soran kişi merakını giderir ve öğrenir. Soru soramayan diğer kişiler verilen cevaptan yararlanır. Öğrenilen bilgi başkalarına anlatılarak yayılır. Ayrıca hoca da sorulan soru üzerine araştırma yapar ve konu birlikte tartışılır” dedi.
İdeal müfredat önerisi
Üniversite eğitiminin ana dil, düşünme becerileri ve temel bilimler üzerine kurulması gerektiğini ifade eden Şen, “Mühendis kelimesi Arapça kökenlidir. Başındaki ‘m’ harfini kaldırırsanız geriye hendese yani geometri kalır. Ben bugün yeniden üniversite sıralarına dönecek olsaydım fizik bölümünü seçerdim. Üretim süreci önce tahayyül etmek, sonra tasavvur etmek ve en son üretmektir. Yeni bir üniversite kursaydım sırasıyla ana dil, bilim tarihi, hikmet ve felsefe, mantık, geometri, fizik ve matematik derslerini koyardım. Matematiği en sona bırakırdım. Akademik yolculuk ahilikteki gibi işler. Lisans çıraklık, yüksek lisans kalfalık, doktora ve profesörlük ise ustalık dönemidir” diye konuştu
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.